Bugünkü rehber içeriğimizde “Dergah dergisi kime ait” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.
Kayseri’de Bir Sahaf Rafı ve İçime Takılan Tek Soru
Kayseri’de 25 yaşında bir genç olarak bazı günler var ki, hiçbir şey yapmasam bile içim dolu dolu oluyor. O gün de öyle bir gündü. Hava griydi. Ne tam yağmur vardı ne de güneş. Şehrin üstüne asılı kalmış bir sessizlik hissi… Sanki herkes biraz içine kapanmıştı.
Ben de içime kapanmıştım.
Günlük tutuyorum. Bunu hep yapıyorum çünkü bazı duygular konuşulunca dağılıyor ama yazınca sabitleniyor. O gün defterime sadece tek bir cümle yazmıştım:
“Bugün içimde cevapsız bir soru var.”
O sorunun adı şuydu: Dergah dergisi kime ait?
Bu soru ilk bakışta basit gibi duruyordu ama benim için hiç öyle olmadı. Çünkü bazı sorular bilgi aramaz, yön arar. Ben de o gün yönümü kaybetmiş gibiydim.
Sahafın kapısından içeri giren soğuk ve eski sayfalar
Şehir merkezindeki küçük sahafa girdiğimde yüzüme eski kâğıt kokusu çarptı. O koku bana hep aynı şeyi hatırlatır: geçmişin hâlâ bitmediğini.
Rafların arasında yürürken elim istemsizce dergilerin olduğu bölüme gitti. Orada, biraz sararmış sayfalarıyla bir dergi dikkatimi çekti: Dergâh Dergisi
Elime aldım.
Sayfaları çevirirken içimde garip bir heyecan oluştu. Sanki bir şey bulmuşum gibi… ama ne bulduğumu ben de bilmiyordum. O an sadece şunu hissettim: Bu dergi sıradan bir şey değil.
Ve işte o soru içimde daha da büyüdü:
Dergah dergisi kime ait?
Sahafçıyla başlayan kısa ama etkili konuşma
Sahafın arkasında duran adam yaşlıydı. Gözlüğünün üzerinden bana baktı.
“Hoşuna mı gitti?” dedi.
Başımı salladım.
Sonra dayanamadım, sordum:
“Dergah dergisi kime ait biliyor musunuz?”
Bir an durdu. Sanki bu soruyu sık duymuş gibi ama her seferinde farklı bir şey hissediyormuş gibi.
“Bir kişiye ait değil,” dedi. “Bir düşünceye, bir çevreye, bir edebiyat geleneğine bağlı.”
Bu cevap beni tatmin etmedi.
Aksine, içimde küçük bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü ben net bir isim bekliyordum. Net bir sahiplik. Net bir başlangıç.
Ama hayat yine bana netlik vermiyordu.
Kayseri sokaklarında yürürken büyüyen düşünceler
Sahafın dışına çıktığımda soğuk daha sert hissediliyordu. Elimde dergi vardı. Yürümeye başladım. Erciyes’in silueti uzakta duruyordu, ağır ve sessiz.
Kafamın içinde tek bir cümle dönüyordu:
“Dergah dergisi kime ait?”
Bunu sadece bilgi öğrenmek için sormadığımı fark ettim. Ben aslında şunu soruyordum:
“Bir düşünce kime ait olur?”
Bu soru beni hem heyecanlandırdı hem de korkuttu. Çünkü bazı şeylerin sahibi olmazsa, kontrolü de olmaz. Ve ben kontrolsüz şeylerden biraz ürkerim.
Ama bir yandan da içimde bir umut vardı. Çünkü sahiplik yoksa özgürlük vardır belki de.
Evdeki sessizlik ve eski defterler
Eve döndüğümde odam her zamanki gibiydi. Kitaplar üst üste, masa dağınık, pencere buğulu.
Dergiyi masaya koydum.
Sonra eski defterlerimi çıkardım. Yıllardır yazdığım günlükler… bazı sayfaları dolu, bazıları yarım kalmış.
Bir sayfayı açtım ve yazmaya başladım:
“Bugün sahafçıya Dergah dergisi kime ait diye sordum.”
Kalem durdu.
Sonra devam ettim:
“Cevap net değildi. Ama içimde bir şey netleşti: Bazı şeyler tek bir kişiye ait olamaz.”
Bu cümleyi yazarken içimde hem hayal kırıklığı hem de tuhaf bir rahatlama vardı. Hayal kırıklığım şuydu: Basit bir cevap bulamamıştım. Rahatlamam ise şuydu: Belki de basit bir cevap yoktu.
Gece, düşünceler ve içimde büyüyen anlam
Gece olduğunda Kayseri tamamen sessizleşir. Sokak lambalarının ışığı bile yorgun görünür.
O gece uyuyamadım.
Dergiyi tekrar açtım. Sayfaları çevirirken yazar isimleri, yazılar, fikirler… her şey bir bütün gibi duruyordu. Ama o bütünün bir sahibi yok gibiydi.
İçimdeki soru tekrar yükseldi:
Dergah dergisi kime ait?
Ama bu kez cevap aramıyordum. Sanki sorunun kendisi beni eğitiyordu.
Kendi kendime şunu söyledim:
“Belki de önemli olan kimin olduğu değil, neyi taşıdığıdır.”
Bu düşünce beni hem heyecanlandırdı hem de duygulandırdı. Çünkü ilk kez bir şeyin net olmamasının kötü bir şey olmadığını hissettim.
Bir arkadaşın cümlesi ve kırılan bakış açım
Ertesi gün bir arkadaşımla buluştum. O daha pragmatik biridir. Duygularla çok ilgilenmez.
Ona dergiyi anlattım.
“Dergah dergisi kime ait diye araştırdım,” dedim.
Hızlıca telefondan baktı.
“Bir yayın çevresi, edebiyat dergisi işte,” dedi geçiştirir gibi.
Ben sustum.
İçimde küçük bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü onun için mesele bitmişti. Ama benim için yeni başlıyordu.
O an fark ettim: İnsanlar aynı soruya farklı ağırlıklar yükleyebiliyor.
Benim için bu dergi sadece bir yayın değil, bir anlam arayışıydı.
Bugün “Dergah dergisi kime ait” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Tuzlarehberi ile daha fazla içerik için takipte kalın!
İçimdeki dönüşüm ve anlamın değişmesi
Günler geçti.
Dergi masamda durmaya devam etti. Ama artık ona farklı bakıyordum.
“Dergah dergisi kime ait?” sorusu yavaş yavaş şekil değiştirdi.
Artık şunu sormuyordum:
“Kime ait?”
Bunun yerine şunu düşünüyordum:
“Ne kadar insana ait olabilir?”
Bu düşünce beni garip bir şekilde umutlandırdı. Çünkü sahiplik fikri yerini paylaşım fikrine bırakıyordu.
Ve paylaşım bana insanları hatırlatıyordu.
Bir sabah Erciyes’e bakarken gelen fark ediş
Bir sabah erken kalktım. Kayseri’nin soğuğu camdan içeri sızıyordu. Erciyes bembeyazdı.
Elime defterimi aldım ve son bir şey yazdım:
“Bazı şeyler bir kişiye ait olmaz. Bazı şeyler herkese dağılır.”
Dergiyi düşündüm.
Dergâh Dergisi artık benim için bir sahiplik sorusu değildi.
Bir aidiyet hissiydi.
Bir düşünce akışıydı.
Bir iç ses gibiydi.
Ve ben o iç sesi ilk kez bu kadar net duyuyordum.
Sonunda netleşmeyen ama derinleşen bir soru
Hayatımda ilk kez bir sorunun cevabını bulamadığım için üzülmüyordum.
Hatta biraz mutluydum.
Çünkü “Dergah dergisi kime ait?” sorusu bana bir isim öğretmemişti ama bana bir düşünme biçimi öğretmişti.
Bunu yazarken içimde garip bir huzur vardı.
Ne tam bir cevap vardı ne de tamamen kaybolmuş bir soru.
Sadece büyüyen bir anlam vardı.
Ve bazen bu yeterliydi.

Yanıt yok